Granada Gezi Rehberi - Yerinde Kırmalık Gurme Seyahatler

Bir şekilde kimin yakıştırdığı meçhul nar memleketi oluvermiş Granada rehberimize hoş geldiniz :)

İstanbul - Granada Ulaşım

Bu şehrin bir hava alanı var. Ama Türkiye'den direkt uçuş yok. İstanbul'dan direkt uçuşun olduğu en yakın hava alanı Malaga'da. Malaga Hava Limanından ya da Otobüs Garından buraya günün neredeyse her saati (aslında lafın gelişi ve sıklık göstergesi olarak yoksa siz saatlerine bakmayı atlamayın) otobüs var. İspanya'nın otobüs şirketi ulusal, bir nevi TCDD gibi yani başka şirket var mı bilmiyorum ama benim gördüğüm şehirler arası ulaşımı bu şirket sağlıyor. Şirketin adı Alsa ismin üstüne tıklayarak otobüs saatlerine bakabilirsiniz. Şehirde bir tren garı da varmış ama hızlı tren hizmeti yokmuş, otobüs hem direkt hem daha kolay diyor bir kısım yerliler.

Malaga Hava Limanından Granada yaklaşık 2 saat sürüyor, Malaga Otobüs Garından da yaklaşık 1,5 saat. Otobüsten indikten sonra şehir merkezine ya taksi ile (kapıda tarifesi var- yaklaşık 7 eur gibi bir fiyatı vardı) ya da 33 numaralı otobüs ile (1.30 eur) ulaşabilirsiniz. Otobüsün ilk durağı olduğu için yön kaygısı yok, siz Katedral durağında ineceksiniz (Gran Via).

Granada Konaklama

Biz Merkeze yürüyerek beş dakika uzaklıkta Urban Marquis Hotel'de kaldık. Otelin yeri çok güzel, odalar sessiz, kahvaltısı tatminkar, interneti biraz yavaş. Odalarda klima var, kendi tercihinize göre ısı ayarlaması yapabiliyorsunuz. Otelin yeri güzel demişken; bütün turistik çekim noktalarına yürüyerek rahatça ulaşabileceğiniz bir konumda ayrıca kendi bölgesi de hip bir bölge, muraller, hip restoranlar ilgilileri gayet tatmin eder.

Şimdi gelelim Granada Gezilecek Yerlere...

Granada deyince ilk beliren görsel Alhambra Sarayı. Burada özellikle ilk akla gelen demedim çünkü kimse kimseyi kandırmasın herkes bir Endülüs biliyor ama bölge - şehirler / ne nerede pek net değil. Yalan yok bende de Malaga bileti alana kadar net değildi. Hatta bileti alınca herkes pek güzel diye bahsettiği için ilk Sevilla'ya nasıl gidilir diye araştırdımdı ama Alhambra ile tam ters yönde olduklarını öğrenince, mesafelerin de o kadar kısa olmadığını anlayınca yüreğimin götürdüğü yere odaklanmaya karar verdim. Sevilla başka bahara inşallah :)

O zaman önce biraz tarihin arabesk sayfaları. Önce Romalılar ve Vizigotlar varmış (Batı Gotlar) sonra Emeviler gelmiş. Bu geliş 700'lü yıllara tekabül ediyor, bir de bu bölgede bir şekilde milattan önce 5500 yılından beri yerleşim varmış.

Biz yine miladın sonrasına gelelim. Emeviler buraya geldiklerinde asıl devlet (Arabistan - İran - Kuzey Afrika'da olan) çökmek üzereymiş. Zaten bir süre sonra da Emevilerin yerine Abbasiler geçmiş ama bu bölgede Emeviler takılmışlar. Yani hükümdar Arap aile olarak Abbasiler buraya gelememiş. 1200'lere kadar Emeviler hüküm sürmüş işte bu dönem Al-Andalus yani Endülüs dönemi.

İsmin nereden geldiği biraz tartışma konusu kimden esinlenildiği tam gösterilemese de daha önce buralarda takılan German / Vandal kabilelerden kalma bir ismin evrilmiş hali olabilirmiş.

11. yüzyılda Emevilerin egemenliği çatırdayınca tayfalar çıkmış meydana. Tayfaları Endülüs Emevi Devletinin egemenlik alanında kurulan bir nevi Anadolu Beylikleri gibi düşünebilirsiniz. Cordoba'da bir devlet, Granada'da bir devlet Malaga'da başka devlet gibi. Bu devletlerin hükümdar Arap aileleri genelde Berberi menşeili.

Bizim yazımızın ve Alhambra'nın kahramanı olan Gırnata Emirliği ve Ben-i Ahmer Ailesi. Aynı zamanda Nasrid - Nazari Hanedanı olarak da geçiyor ki Alhambra giriş rehberinde sarayları bol geçen sülale olur kendileri.

Buradan da Alhambra'nın adının nereden geldiği konusu aydınlanıversin. Ahmer Arapça'da kırmızı demek, Alhambra'da ahmerin evrilmiş halinden kırmızı olan demekmiş. Bu emirlik aynı zamanda İspanya'da yeniden fethedilen (reconquista) en son Arap toprağı. Olayın vuku bulduğu tarih herkese bir tanıdık gelebilir - 1492. Biz şimdi biraz öncesine dönelim daha sarayı inşaa edeceğiz.

900'lü yıllar civarında Roma'dan kalma bir kalenin üzerine kale inşası ile bölgedeki çalışmalar başlamış ama mevcut yapı 1200'lerde bina edilmeye başlanmış sonra her gelen bir öncekinden daha iyisini / gösterişlisini yapmak üzere versiyon güncellemeleri yüklemiş. Dışarıdan bakıldığında çok gösterişli durmuyormuş ama iç içe geçmiş binaların derinliklerine indikçe zenginliğini / ihtişamını gözler önüne seriyormuş. Yalan yok gerçekten öyle.

Alhambra bileti almaya niyetlendiğinizde üç ana bölge adı geçiyor; Nasrid Sarayları, GeneralLife (burayı özellikle ingilizce yazdım - bahçeler) ve Alcazaba. Sarayların gelişiminden yukarıda bahsettim. General Life - Cennet-ül Arif'den bozma gibi bir isim. Biz Arif'i anlaşıyı yüksek bir kimse olarak bilmiştik ama galiba kendisi aynı zamanda mimar / mühendis bir kimliğe sahipmiş çünkü Arapça'da mimarin bahçesi anlamına geliyormuş. Bu bahçelerdeki bitkilerin / ağaçların tohumları korunmuş ve hala Nasrid dönemindeki atalıklarla yetiştiriliyormuşlar - dokunmak yasak - no toca, mira solo con tus ojos (bu vesile ile turist ispanyolcasına da giriş yaptık çok şükür; dokunmayın sadece gözlerinizlen bakın diyor şair).

Alcazaba da bize tanıdık - kasaba - ama bizim bildiğimizden farklı olarak burası askeri bir yerleşim yeri imiş.

Bütün bu yerleri nasıl / ne kadara gezersiniz burada çok detaylı bir şekilde anlattım. Alhambra yazısının üzerine tıklayarak o yazıya ulaşabilirsiniz.

Alhambra ile içinizi yeterince darladıysam eğer diğer gezilecek yerlere geçebilirim

Etrafta camiden çevrilmiş temelden girilmiş kilise bol. Ana katedralin yerinde de bir zamanlar cami varmış, Albaicin yolunda Plaza Nueva'daki Santa Ana kilisesinin yerinde de. Katedral gotik ama Santa Ana kilisesi Arap-İspanyol mimarisi örneği.

Katedralin civarında Granada medresesi var, Reconquista'dan sonra üniversite olmuş, bir de yangın geçirdiği için duvarları taş izlenimi veren üç boyutlu kalem işi olarak restore olmuş. Granada'nın genelinde bu kalem işçiliği olayı mevcut. Gösteriş sever lakin gerekli kaynaklardan yoksun bir bölge olarak kalem işine yüklenmişler.

Bir üst paragrafta Albaicin dediğime göre biraz da oradan bahsedebilirim. Burası eski mahalle. Ya şahincilerin mahallesi ya da Baezin'lilerin mahallesi anlamına geliyormuş. Başka bir emirlikteki Baezin'den sürülen Araplar bu ismi kullanmış olabilirmiş.

Aristokratlar, zanaatkarlar, tüccarlar burada oturuyorlarmış. Aynı zamanda Emirden hoşnutsuz olan kimseler burada ayaklanırmış. Bölge zengin olduğu için mimari çok güzel. Ayrıca en güzel Alhambra manzaralarını burası veriyor.

Vakti zamanında Bill Clinton gelip gün batımına ters düşen bu bölgedeki San Nicholas seyir terası için en güzel gün batımının olduğu yer buyurmuş ve o günden beri o bölge insan kaynıyormuş. Gün batımından değil ama Alhambra manzarasını göz hizasında önümüze serdiği için güzel olabilirdi, lakin çok kalabalık. Yerel halktan kimselere biraz daha aşağıda hiç kimsenin olmadığı bir noktadaki seyir yerini sorun manzara aynı güzellikte ortamın sakinliği paha biçilmez.

Bir de Albaicin ve genel olarak Granada'da gezilecek yerler listesine girmiş Carmen olayı var. Bu Carmen bildiğimiz Carmen değil. Arapça'da bağ anlamına gelen kerem'den geliyormuş. Özünde de yine bahçe gezmesi.

Zenginler hem meyve sebze yetiştirmek için hem de estetik kaygılarla evlerinin önüne, arkasına konduruyormuş. Bunların bir kısmı özel olduğu için ve milletin bahçesine girip gezmek özel mülke izinsiz giriş olduğu için yerel kimseler Carmen'i olan restoranların menüsünü inceler gibi yapıp ortamı gezmenin en uygun yol olduğunu iddia ediyorlar ;) bu kadar entrika beni yorar derseniz Granada üniversite'sinin Albaicin'de bir misafirhanesi var. Eğer açıksa gezmek serbest ayrıca buranın da Alhambra manzarası çok güzel.

Granada'da yapılacaklar bitti mi? Tabi ki hayır. Daha flamenko izlemedik. Bunun için de eski çingene mahallesi Sacromonte'ye gideceğiz. Albaicin'i bir bilenle gezerseniz dik yokuşlardan biraz yırtma olasılığınız var ama Sacromonte'nin adı zaten dağ (monte) yani buralar artık tabana kuvvet. Tabi belediyemizin minibüs görünümlü otobüs hizmeti mevcut.

Buranın adı ile ilgili bilgi verebilmem için tekrar tarihin karanlık sayfalarına geri sarmam gerekiyor. Reconquista'dan sonra Katolik hükümdarlar ilk başta müslümanlarla Yahudilere dokunmayacağız demişler. Sonra araya duygusal sebepler girmiş ve meşhur ispanyol engizisyonu baş göstermiş. Müslüman ve Yahudilere ya sev ya terk et şeklinde iki seçenek sunulmuş. Terk eden Yahudilerin nereye geldiği malum. Kalan dönmelere (şimdi terim bu yanlış anlaşılma olmasın) Morisko denmiş. Moor - Arap (aslında Berberi) demek. Bu insanlar engizisyondan yırtmak için etrafa yeterince Katolik olduklarını ıspatlamak durumundaymış. Ben bu yazıda ayrıntının suyunu çıkardım ama vur deyince de öldürmeyim. Şimdi Sacromonte kutsal dağ demek. Burada bir takım yazmalar bulunmuş ve hatta bir süre beşinci incil olarak adlandırılmış ama sonra durduk yere yeni icat çıkarmayalım demişler. Bu yazmaların özelliği genel incil öğretilerinden farklı olarak Hz. İsa'yı tanrının oğlu olarak değil kutsal ruh olarak göstermesiymiş ve Hristiyanlık inancına göre Müslümalığa ters düşen öğelerin olmayışıymış. 17. yy'da yazmalar sahte olarak ilan edilmiş ama yine de saklamak için bir manastır da inşaa edilmiş. Laf kalabalığından ana fikri atladım. Yazmalar Latince ve Arapçaymış yani Reconquita'dan sonra şehrin dışına sürülen müslüman dönmeler (Moriskolar) tarafından yazılmış olma olasılığı yüksekmiş.

Burası da pek fotojenik bir mahalle. Etraf Yunan adaları - Kapadokya karması beyaz mağara evlerle dolu. Mağaralar şehrin dışında yönetim ve kilise baskısından kaçmak için güzel olanak sağlıyormuş. Kullanım şekli ve dekorasyon da mağara sahibinin marifetine ve mağaranın fiziksel koşullarına bağlıymış.

Granada da tarihi olarak flamenko da bu mağara evlerde yapılıyormuş. Sevilla ile Granada'nın flamenko tarzı farklıymış ama mağara dışında ne fark var derseniz bilmiyorum onu da Sevilla'ya gittikten sonra anlatırım kısmetse :)

Artık bu şekilde gösteri yapan tek bir mekan varmış. Biz de olmuşken tam geleneksel olsun diye buraya gittik. Adı La Zambra Maria La Canastera. Kendime hakim olamayıp Çalgıcı Sokak Satıcısı Maria gibi bir anlamı var sanki de diyeceğim. Biletleri buradan aldık. Aynı zamanda bu şehir için free walking tour tavsiyemiz de aynı şirket oluyor. Burasının özelliği Granada'da flamenko gösterisi yapan en iyi yer olması değil tek geleneksel yer olması imiş. Diğer gösteriler sahne şovu olarak sergileniyormuş. Burada bir mağarada oval bir oturma düzeni içinde dansçılar hemen önünüzde dans ediyorlar. Dans bir şiddetli aynı şekilde bakışlar da .... yani biraz ürkütücü bir hali de var :) Bu gösteri bir adet fanta / kola tarzı içecek dahil 22 eur.

Flamenko Endülüs romanlari tarafından icra edilmeye başlanmış olsa da dans tamamen buraya özgüymüş ya fellah mengu (arapça sınırdışı edilmiş köylü) ya da ispanyolca flama (ateş) sözcüğünden geliyormuş. Gösterinin illa dans olması da gerekmiyormuş. Sadece müzik, gitar eşliğinde alkış ve / veya parmak şıplatma (mı desem :) en klasik düğünsel el hareketi işte) ile eşlik şeklinde olabilirmiş. Kadın ve erkek dansçılar ayrı ayrı gösteri yapıyorlar, bir de bu dans için belli bir olgunluk seviyesi gerektiğinden sanatçıların çoğu belli bir yaş üzerinde ünleniyormuş.

Bir de günün boş ara sıcak bilgisi İspanya'nın tüm romanlari Türkçe biliyor ve tabi ki La Zambra'da da dansçılar arasında Türkçe konuşanlara rastladık :)

Hazır ara sıcak boş bilgilerden başlamışken 90'larda meşhur olan İspanyol grup Azucar Moreno'da flamenko stili ile şarkı söyleyen roman kökenli kardeşler. Eurovizyon'a (bu nasıl yazılıyordu tamamen boş kümeyim :) ) katıldıkları Bandido şarkısını da pek severdim.

Yazdım yazdım ama hala sona gelmedim, çünkü daha tapa'lar ve churro'lar var. Ama neyse ki bu kısım kısa sürecek. Malaga yazısında da tapa'lardan biraz bahsetmiştim onun için detaya girmiyorum.

Granada'da tapalarla ilgili en çok hoşunuza gidebilecek bilgi içki ile bedava gelebilmeleri. Genel uygulama bu şekilde ama her restoranda da var diye bir kural yok. Bir de içilen sıvının alkol muhteva etme zorunluluğu yok, yani soda da iş görüyor. Geleneksel olup içki ile bedava tapa yiyebileceğiniz lokal tavsiye tapas-barlar Los Manueles ve Bodegas Castaneda imiş. Biz Los Manueles'i denedik, tavsiye ederiz, ayrıca çalışanları da pek sevimli idi.

Granada'da saat 18:00 civarı bütün halkın churro yediği yer Alhambra Cafeteria. Dolu olsa bile gözünüz korkmasın sizi oturtucak bir yer buluyorlar. Ama churro için bu çaba değer mi? Hatta belli bir yaş üzeri için resmen kalbe kurşun sıkmalık hareketler ama çok merak ederseniz eksik kalmayın. Özünde halka tatlısı şeklinde olan pişi ve içine banmalık sıcak çikolatalı puding. Afiyet olsun!

P.S. 1 Galiba insanlık tarihinin bildiği en eski meyve elma. Antik çağlarda yeni bir coğrafyada bir meyve keşfedilmeye görsün hemen adını xxx elması diye yapıştırıveriyorlarmış. Bu durumda Granada'ya da Nar memleketi yakıştırmasını yapanları / yapmayanları elbet bir takım yazılı kaynaklar biliyor ;) Meyvenin adı Latincede çekirdek kelimesinden geliyormuş. Aslı Pommum Granatum imiş - yani çekirdekli elma. Granada'ya bugünkü ismi Araplardan mirasmış. Büyük bir ihtimalle yabancılar tepesi anlamına gelen Garnata (Karnatah) kelimesinden evrilmiş. Latin dilleri ve İngilizce'deki pomegranate kelimesinin Granada Narı ile bağdaştırılması galat-ı meşhur durumu imiş.

P.S. 2 Narın ana vatanı İran ve Kuzey Hindistanmış. Bize ismi oradan miras. Farsçada Anar kelimesinden geliyormuş.

P.S. 3 İlle de burada yiycem derseniz etrafta nar mevcut, Malta gibi bir durum söz konusu değil.

P.S. 4 Azucar Moreno yazıp da Endülüste Raks'ı yazmadan olmaz! Şiir Yahya Kemal Beyatlı'nın İspanya büyükelçisi olarak atandığı bölgenin nimetlerini takdir beyanı olarak değerlendirilebilir. Ayrıca pek güzel bir Münir Nurettin Selçuk bestesidir de.

Previous
Previous

STOCKHOLM KISI SOGUK MU?

Next
Next

EXPAT KEDI OLMANIN ZORLUKLARI - 1